Hara’nın Mart 2026’da açılacak sergisi Canavarların Vaatleri, ‘canavar’ görülen, cinsiyetlendirilmiş, insan ve insan olmayan bedenlerin ve hâllerin temsillerini araştırıyor.
Serginin ön etkinlik programının üçüncü buluşmasında, Cemal Kafadar, Şehnaz Şişmanoğlu ve Feray Coşkun, vampir figüründen karakoncolos anlatılarına ve demonik varlıkların temsillerine uzanan doğaüstü anlatıları ele alıyor.
Etkinlik saati: 14:00-17:00
Etkinlik ücretsizdir.
Etkinliğe katılım için [email protected] adresine LCV göndererek kayıt yaptırabilirsiniz.
Kayıt konfirmasyonu bulunan ziyaretçiler için Hara’ya giriş ücretsizdir.
Etkinlik mekanına ulaşım için Hacıosman metro durağından servis ile gelmek isteyen katılımcıların 8 Ocak 17:00’a kadar rezervasyon yapması gerekmektedir. Servis rezervasyon ve bilgi için: +90 532 669 4821
Cemal Kafadar
1954’te İstanbul’da doğdu, Rami’de ve Fatih’te yetişti, İstanbul Erkek Lisesi’nde ve Robert Lisesi’nde okudu. Doktorasını 1987’de McGill Üniversitesi İslami Araştırmalar Enstitüsü’nde tamamladı. 1985’ten itibaren dört yıl Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları Bölümü’nde ders verdi, ardından Harvard Üniversitesi’ne geçti. 1990’dan beri Harvard Tarih Bölümü’nde görev yapıyor. 1999-2004 arasında ve 2009-2010’da üniversitesindeki Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin (CMES) müdürlüğünü yaptı. 2010 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü almış olan Kafadar özellikle modern dönemin öncesinde ve başlarında Ortadoğu’da ve Güneydoğu Avrupa’da sosyal ve kültürel tarihle ilgileniyor.
Cemal Kafadar, “Vampire Trouble Is More Serious Than the Mighty Plague” başlıklı çalışmasında, Evliya Çelebi’nin 17. yüzyıldaki gözlemleri üzerinden, vampir anlatılarının erken modern dönemde nasıl ortaya çıktığını; değişen kimlikler, kaygan politik sınırlar ve kültürel geçişkenliklerin vampir mitlerinin doğuşunu nasıl şekillendirdiğini ele almıştı. Bu ilham verici metin, şu sorular üzerinde duruyordu:
İmparatorluk sınırlarının yeniden çizildiği, kimlik ve ‘saflık’ tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, kana bağımlılığı, çoğalma biçimleri ve türsel belirsizliğiyle vampirler, dönemin hangi toplumsal korkularını görünür kıldı? Balkanlar ve Karadeniz coğrafyası neden vampir anlatıları için verimli bir eşik mekân hâline geldi? Bu bölgedeki kültürel ve politik geçişkenlikler, vampiri nasıl güçlü bir metafora dönüştürdü?
Bu çalışmadan yola çıkarak, bu etkinlikte Cemal Kafadar ile vampir figürünün geçmişten bugüne dönüşümü ve kültürel anlamlarını konuşacağız.
Şehnaz Şişmanoğlu
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nden yüksek lisans, Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden ise doktora derecesini aldı. 2021-22 yıllarında “Ulusal Abjeksiyonu Sahnelemek: Türkiye ve Diasporalarında Tiyatro ve Siyaset” konulu ERC projesinde post-doc araştırmacı olarak çalıştı. 19. yüzyıl Yunan harfli Türkçe edebiyata odaklanan doktora çalışması 2024 yılında “İki Kilise Arasında Binamaz” başlığı ile Metis Yayınları tarafından yayımlandı. 2009’dan bu yana Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Karakoncolos/Kalikancaros: Çokkültürlü Bir İnanıştan Milli Masal Kahramanına
Karakoncolos / kalikancaros inancı, Türkiye’den Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada görülen, yılın en soğuk günlerinde ortaya çıktığına inanılan, insanları korkutan bir varlık anlatısıdır. Türkçedeki ilk yazılı kaynaklarından biri Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’si olsa da, günümüzde Türkiye’de bu inanç büyük ölçüde unutulmuştur ve yalnızca Doğu Karadeniz’de bazı yerel geleneklerde izleri sürmektedir. Buna karşılık Yunanistan’da kalikancaros anlatıları, Nikolaos Politis’in erken dönem derlemeleri ve özellikle Filippos Mandilaras’ın çocuk edebiyatındaki yeniden yazımları sayesinde canlılığını korumaktadır. Günümüzde bu figür, Yunanistan’da Noel döneminin popüler ve “millî” kültürel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Sunumda, bu inancın Türkçe ve Yunanca kültürel aktarımındaki farklı yönelimleri karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.
Feray Coşkun
Lisans derecesini ODTÜ Tarih Bölümü’nde tamamladıktan sonra Yüksek Lisans derecesini “A Medieval Cosmography in an Ottoman Context: Maḥmud al-Ḫaṭīb’s Translation of the Kharῑdat al-‘Ajā’ib” başlıklı çalışmasıyla Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. Doktorasını ise “Sanctifying Ottoman Istanbul: The Shrine of Abū Ayyūb al-Anṣārī” adlı teziyle Freie Universitaet Berlin Türkoloji Bölümü’nden aldı. Leibniz-Zentrum Moderner Orient (Berlin), Institute for Mediterrenean Studies (Girit) gibi akademik kurumlarda misafir araştırmacı olarak bulundu. 2017 yılından beri Dr. Öğretim üyesi olarak çalıştığı Özyeğin Üniversitesi’nde dünya tarihi, seyahat ve acaibin tarihi üzerine dersler vermektedir. Marinos Sariyannis tarafından yönetilen ERC GHOST Projesi’ne katılmasıyla Acaibü’l-Mahlukat metinlerinin Osmanlı doğaüstü geleneğine etkisi üzerine çalışmaya odaklandı. Proje çıktılarının yayınlandığı açık erişimli Ajaib dergisindeki makalelerinin yanı sıra, Toplumsal Tarih Dergisi’nde “Acaib” temalı dosyanın editörlüğünü yaptı. Son olarak Mohr & Siebeck Yayınevi’nden çıkan Living Bodies, Dead Bodies, and the Cosmos (2024) derlemede “Heavens, world, and human beings in Ottoman cosmographies,” adlı bir kitap bölümü bulunmaktadır.
Acaibü’l-Mahlukat Geleneğindeki Tekinsiz varlıklar
Osmanlı coğrafya literatüründe Arapça ve Farsça kozmografik eserlerin muhtasar veya serbest çevirileri önemli ölçüde yer kaplar. Genellikle Acaibü’l-Mahlukat ve Garaibü’l-Mevcudat başlığını taşıyan bu eserler Muhammed b. Mahmud b. Ahmed el-Tusi (12. Yüzyıl) ile Zekeriyya b. Muhammed b. Mahmud el-Kazvini (13. yüzyıl)’nin aynı adı taşıyan kozmografyalarına dayanmaktadır. Kur’an ayetleri ve hadislerden alıntılar yaparak ilahi irade ve hikmet üzere yaratılmış bir evren imgesi sunan bu derlemeler Mezopotamya, Yahudi, Yunan, Hint, Çin ve Fars geleneklerinden etkiler taşırlar. Bu eserlerin 12. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan geniş bir zaman diliminde istinsah edilen nüshaları birçok Osmanlı eserine de kaynaklık ederek Osmanlı okuyucularının inanç ve düşünce dünyasını etkilemiş gözükmektedir. Bu sunumda, Acaibü’l-Mahlukat geleneğindeki canavar, şeytan cin gibi tekinsiz varlık betimlemelerine odaklanılarak bu tipolojilerin Osmanlı doğaüstü anlayışını nasıl etkilemiş olabileceği ve günlük yaşam pratiklerine olan olası etkileri çeşitli örnekler üzerinden tartışılacaktır.
